Bıdık, sığ denizinde yaşayan bir küçük balıktı. Her yaşayan canlı gibi onun da hayalleri vardı boyundan oldukça büyük olsa da. Ama hayal ettiği şeyler bugüne dek hiç gerçek olmamıştı ya da olduysa bile o, bu hayalin gerçekleşen güzelliğini görememişti. Sevdiği balıklar da zaten kuyruklarını, havalı yüzgeçlerini savura savura büyük denizlere yol almıştı hep hayalleri uğruna. Artık sıkıldığı günlerde denizyıldızlarıyla ve karaya vurmak için hazırlık yapan midyelerle sohbet edip efkar dağıtmaya başlamıştı. - Onlar, insanlar gibi rakı balık muhabbetiyle efkar dağıtmıyordu. Sarhoş olmadan da dertlerin üstesinden gelebiliyorlardı. - Lakin tüm bu sohbetler Bıdık'a yetmiyordu. İçini ezen, kalbine ağır gelen yalnızlık denen bir yükü üstlenmişti sanki. Çelikten bir zırh gibi bedenini kaplayıp nefes almasına engel oluyordu artık bu yük. Düşündüğünde hiçbir anlam veremiyordu bu çılgın yalnızlığın bütün bu kalabalığa rağmen nasıl da hala alınıp çekip gitmediğine.
Bıdık tüm bunları yaşarken bir gün bir balıkçı teknesi gelip tepesinde durmuştu. Yakalanarak ızgara olma korkusuyla titreyen bu pullu bedenin sandığıysa olmamıştı. Tekneden balık tutulmuyor; aksine denize balık dökülüyordu. Kimi yaralı, kimi çoktan ölmüş onlarca balık artık denizdeydi. Yaralıların arasındaysa öyle biri vardı ki; güzeller güzeli bir mavilikten , gül kokularının içinden sırf Bıdık için gelmişti sanki. Onca yaraya, yorgunluğa rağmen hala parlaktı, hala güzeldi.
Bıdık, bu gül kokulu denizler güzeline Denizgülü adını koymuştu. Rüzgarın bile gülü vardı da onun Denizgülü neden olmayacaktı?
Denizgülü, bir anaforda boğulmak üzereyken kendini geri çekip kurtulmuş; fakat o telaş içinde balıkçıların ağına takılmıştı. Çırpınmasıyla yaraları daha da büyümüş, bedeni daha da acımaya başlamıştı. Son bulmayan yorgunluğunu çekerken kendinden daha acılı balıklarla tanışmıştı. Kimisi büyük balıklardan kaçayım derken şu uzağa yürüyen filelere takılıp kendini bir daha kurtaramamıştı; kimi de hayatındaki tüm gayelerden vazgeçip kendi isteğiyle, intihar edercesine, gelip takmıştı bu ağlara kendini.
Denizgülü bundan sonra Bıdık'ın can yoldaşı, gülümseme sebebi olmuştu adeta. Uzak denizleri, yaralı ve kimsesiz balıkları anlatışı ile Bıdık'ın kendindeki kalabalık içindeki yalnızlık hissini de giderek yok etmeyi başarmıştı; bunu bir tamahkarlık olarak göstererek. Birbirleriyle oyunlar oynayıp, konuşmak, gülüşmek en sevdikleri, en çok zevk aldıkları şey olmuştu artık. Arada bir küsüp konuşmasalar bile artık ayrılmaz bir bütünün parçalarıydı ikisi de.
Yazanın kaleminden ' Allah ayırmasın! ' demek gelirdi; fakat balık ömrü bu uzun olamıyor maalesef. Sığ denizlerde bir yerlerde bir çift balık iskeleti görürseniz - ki biz insanoğlu buna 'kılçık' diyoruz - dikkatli bakın. Belki Bıdıkla Denizgülü'nü anımsarsınız. Bir küçük tebessümle, ' Bir buruk deniz hikayesiymiş onlarınki de. ' der geçersiniz.
Buşra Demircioğlu
Düzenleyen - budem on 11/09/2007 00:05:58
Düzenleyen - budem on 11/09/2007 00:12:13
Düzenleyen - budem on 12/09/2007 22:43:55
Bıdık tüm bunları yaşarken bir gün bir balıkçı teknesi gelip tepesinde durmuştu. Yakalanarak ızgara olma korkusuyla titreyen bu pullu bedenin sandığıysa olmamıştı. Tekneden balık tutulmuyor; aksine denize balık dökülüyordu. Kimi yaralı, kimi çoktan ölmüş onlarca balık artık denizdeydi. Yaralıların arasındaysa öyle biri vardı ki; güzeller güzeli bir mavilikten , gül kokularının içinden sırf Bıdık için gelmişti sanki. Onca yaraya, yorgunluğa rağmen hala parlaktı, hala güzeldi.
Bıdık, bu gül kokulu denizler güzeline Denizgülü adını koymuştu. Rüzgarın bile gülü vardı da onun Denizgülü neden olmayacaktı?
Denizgülü, bir anaforda boğulmak üzereyken kendini geri çekip kurtulmuş; fakat o telaş içinde balıkçıların ağına takılmıştı. Çırpınmasıyla yaraları daha da büyümüş, bedeni daha da acımaya başlamıştı. Son bulmayan yorgunluğunu çekerken kendinden daha acılı balıklarla tanışmıştı. Kimisi büyük balıklardan kaçayım derken şu uzağa yürüyen filelere takılıp kendini bir daha kurtaramamıştı; kimi de hayatındaki tüm gayelerden vazgeçip kendi isteğiyle, intihar edercesine, gelip takmıştı bu ağlara kendini.
Denizgülü bundan sonra Bıdık'ın can yoldaşı, gülümseme sebebi olmuştu adeta. Uzak denizleri, yaralı ve kimsesiz balıkları anlatışı ile Bıdık'ın kendindeki kalabalık içindeki yalnızlık hissini de giderek yok etmeyi başarmıştı; bunu bir tamahkarlık olarak göstererek. Birbirleriyle oyunlar oynayıp, konuşmak, gülüşmek en sevdikleri, en çok zevk aldıkları şey olmuştu artık. Arada bir küsüp konuşmasalar bile artık ayrılmaz bir bütünün parçalarıydı ikisi de.
Yazanın kaleminden ' Allah ayırmasın! ' demek gelirdi; fakat balık ömrü bu uzun olamıyor maalesef. Sığ denizlerde bir yerlerde bir çift balık iskeleti görürseniz - ki biz insanoğlu buna 'kılçık' diyoruz - dikkatli bakın. Belki Bıdıkla Denizgülü'nü anımsarsınız. Bir küçük tebessümle, ' Bir buruk deniz hikayesiymiş onlarınki de. ' der geçersiniz.
Buşra Demircioğlu
Düzenleyen - budem on 11/09/2007 00:05:58
Düzenleyen - budem on 11/09/2007 00:12:13
Düzenleyen - budem on 12/09/2007 22:43:55

Yorum